Erken çocukluk dönemi eğitimine dair fikir alışverişi gerçekleştiren dergi

Teachers' Hub

Anaokulunda ritüeller:

mesleki rutinler ve bir mesleğin kendine has özellikleri arasında1

09/2017

 

"Aynı saatte geri dönmek daha iyi olurdu, dedi tilki. [...] Ancak önceden belli olmayan bir saatte gelirsen, kalbimi ne zaman hazırlayacağımı asla bilemem ... Bu hazırlığı ayinlerle yapıyorum. [...] Bir günü diğer günlerden farklı yapan da işte bu [...] ".

                                      Antoine De Saint-Exupéry, Küçük Prens

 

Ritüeller, çocuk yuvası sınıflarında sürekli gerçekleştirilmektedir ve bu durum bu seviyedeki okul eğitimi başladığından bu yana sürekli var olmuştur. Dolayısıyla, onların çocuk yuvası eğitiminin tüm geçmişi boyunca uygulanan eğitim hedefi çeşitliliğine karşı koyduklarını söylemek mümkündür.

 

Özellikle erken çocukluk dönemi içerisindeki bu yapıda, “ritüel” sözcüğü çeşitli gerçekliklere işaret edebilmektedir: günlük olarak yapılan aktiviteler (tarihin ifade edilmesi, yoklamaya cevap verme, sınıfta olmayanları belirleme, “tarihte bugün”...), kişisel davranışlar (parmak kaldırma, sıraya girme, belirlenmiş bir alanda bir araya gelme...), aktivitenin değiştiğini belirten kurallar ya da ses işaretleri ve/veya videolar ...

 

Anaokulundaki ritüeller söz konusu olduğunda, genellikle sabahları öğrencilerin bir araya toplanmasından bahsedilmektedir. Bunun sebebi şüphesiz anaokullarında ritüellerin genel olarak aynı biçimlerde uygulanmasıdır: çocukların öğretmenin önünde yarım daire şeklinde oturması, karşılama ve selamlaşma, grup içerisinde günlük kuralları hatırlama, sınıfta mevcut olan öğrencileri sayma, mevcut olmayan öğrencileri belirleme, günün tarihini yenileme, sabah etkinliklerini tanıtma. Bu nedenle bu yazıda, bahsedilen karşılama ve selamlaşma ritüelleri seçilmiş, hatta Fransa’daki çocuk yuvaları üzerine 2011 yılında hazırlanan bir raporda “uygulamaların doğal hale getirilmesi, anaokulunu ve kullanılmayan uygulamaları şekillendirme amacını taşır”2 .şeklinde tanımlanan ritüeller de buraya dâhil edilmiştir. Bu durumda, ritüel haline gelmiş ve okul geleneğinden alınmış görevlere yönelik olarak uygulanan kuralların ötesine geçen bu sabah toplanmalarını nasıl değerlendirmeliyiz? Öğretmenlerin en fazla önem verdiği konular ve bu ritüel esnasında yaptıkları uygulamalardaki amaçları nelerdir? Son olarak, anaokulu öğretmenliğinin kendine has yönleri sınıftan sınıfa değişen bu “uygulama biçimleri”nin daha iyi anlaşılmasını sağlamaz mı?

 

 

Bu araştırma bağlamında cevaplamaya çalıştığımız sorular bunlardır. Araştırmanın gerçekçi olmasını sağlamak için, yapılan inceleme bir sınıftaki gündelik akışa dayalı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Ardından, bir eğitmenin erken yaştaki (3-4 yaş grubu) bir anaokulu grubunda sabah ritüeli içerisinde yürüttüğü olağan3  ve profesyonel eylemler analiz edilmiştir. Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’ndeki çok yönlü eğitim ekibi tarafından geliştirilen çok gündemli model (ERT404), kaynak analizi için bir çerçeve olarak kullanılmıştır5 .

 

Anaokulunda eğitim, öğretim, sosyalleşme ve “öğrenmenin sağlanması” bir arada var olmak zorundadır. Bu açıdan, okul öğretiminin diğer seviyelerinden farklı değildir. Onu özel kılan, herhangi bir okul eğitim geçmişi olmayan, beyin gelişimi olgunluğa ulaşmamış olduğu için son derece hassas ve savunmasız bir dönemde olan çok küçük yaştaki çocuklara temel kazandırmakla sorumlu ilk okul olmasıdır.

 

Okul öğretiminin verildiği ilk yer olan anaokulu bu yüzden özellikle geçişe odaklı bir dönemdir ve öyle olması gereklidir. Bu geçiş, aile ortamında yaşayan bir çocuğun okul öğrencisi olmaya doğru yaptığı, kendisine eşlik edilmesi gereken son derece hassas ve gerekli bir geçiştir.

 

Küçük yaştaki çocuklara yönelik bir kurum olarak anaokullarının küçük öğrencilere uyarlanmış özel öğrenme kuralları belirlemesi gereklidir. Fakat bu düzenlemeyi yaparken, öğrenmenin yalnızca disiplin içeriğine indirgenmemesine dikkat edilmelidir.

 

Çocuk yuvalarının tümünde gerçekleştirilen bir uygulama olan sabah ritüeli bu yüzden, çocukların katıldığı ilk eğitim kurumu olmanın getirdiği riskler de göz önüne alındığında, ilkokul öncesi öğretmenliğinin kendine has özellikleri bağlamında da düşünülebilir.

 

Bu uygulamalar antropolojik törenlerde gördüğümüz, geçit alanlarında düzenlenen geçiş ritüelleriyle oldukça yakından ilişkilidir. Her iki ortam da kişilerin mekân, zaman ve belirli davranışların beklendiği sosyal alanlarda meydana gelen değişiklikleri sanki daha iyi kontrol ettikleri yerlerdir.

 

Anaokulu öğretmenliği mesleğinin kendine has özellikleri ve antropolojik olarak incelenebilecek ritüellerin bu konu ile bağdaştırılması çalışmamızda izlemeye çalıştığımız iki eksen olmuştur. Daha sonra bunlara dayalı olarak üç esas öğretim konusu belirlenmeye çalışılmıştır.

 

 

1. Öğretim Konusu:

 

Ritüellerin olağan uygulaması içerisinde, özellikle de sabah toplanması ile ilgili uygulamalarda, anaokulu öğretmeninin profesyonel davranışları olumlu bir ritüel oluşturma amacına katkı sağlamaktadır: bu amaç, küçük yaştaki çocukların duygusal, sosyal ve bilişsel açıdan entegre olmalarını teşvik etmektir.

 

Anaokulundaki sabah ritüeli (çocukların ayrılmış bir alanda öğretmenin etrafında daire olması, yapılan aktivitelerin tekrarlanması ve düzenlenmesi), anlam taşımayan, sıradan bir geleneğe indirgenmemelidir. Aksine, bu ritüel evden okula ya da çocukluktan öğrenciliğe yapılan geçiş için güvenli bir alan olarak düşünülebilir.

Öğretmenin ritüel haline gelen aktiviteler ve profesyonel davranışlara dayalı becerisiyle yönettiği bu dönem, küçük yaştaki öğrencilerin sosyo-eğitim kuralları ve uygulamalarına rahat ve öz güvenle bir başlangıç yapmalarını sağlamaktadır. Anaokulu ortamını sosyal, duygusal ve bilişsel açıdan kaynaştırmaya yönelik bir mekân ve dönem olarak tanımlamamızın nedeni de budur. Bu uygulamanın belirli bir ritim ile yürütülmesi, öğrencilerin dikkatlerini sürekli tutmalarına ve yapılanlarla ilgilenmelerini sağlamaya imkân tanımaktadır. Sabah ritüelinin önemi ilk öğretim kurumu olma bağlamında kolayca görülebiliyorsa, yine de çocuk yuvalarına has bir uygulama mı olacaktır?

"Öncelikle sabah yoklaması vardır. Kendi adını öğretmenin sesinden duymak, ikinci bir uyanış sağlamaktadır. Kendi isminizi sabah saat sekizde duymak, birini dinlemeye davet eden çatal sesi etkisi yapar.

- Bir matematik öğretmeni, “o sırada acelem bile olsa yoklamaları, özellikle de sabah yoklamasını ihmal edemiyorum” demektedir. Bir isim listesini koyunları sayarcasına sesli okumak mümkün değildir. Öğrencilerimi onlara bakarak çağırır, karşılar, birer birer isimlerini söyler ve cevaplarını dinlerim. Ne de olsa sabah zili, gün içerisinde öğretmen için öğrencilerinin her birine (yalnızca isimlerini söyleyerek bile olsa) tek tek hitap edebileceği tek zamandır. İşte bu an, öğrencinin benim gözümde başkasının değil, yalnızca onun var olduğunu hissetmesi gereken bir andır. Kendi adıma, öğrenci “Burada!” derken duyduğum sesinden mümkün olduğunca ruh halini de anlamaya çalışırım. Eğer sesi çatallı çıkıyorsa bunun dikkate alınması gerekebilir. Sabah yoklamasının önemi... “

                                                  Daniel Pennac, 2007, Okul Çalışanı, Gallimard

 

 

Daniel Pennac, ortaokuldaki yoklama ritüelinin önemini, onun kaynaştırıcılık işlevi yönüyle ifade etmektedir. Kendisinin burada vurguladığı noktanın, bizim erken dönem anaokulu sınıfındaki (3-4 yaş) bir ritüelde gözlemlediğimiz konuyla aynı olması ise şaşırtıcı bir durumdur: yeni bir güne başlarken herkese önem vermek, bu sırada etraftaki öğrencilerin sesini duymak ve daha sonraki etkileşimlerde öğrencilerin ses tonunu dikkate alabilmek. Sabah yoklaması okul eğitiminin her aşamasında olduğu gibi anaokulunda da yeni bir güne başlarken en gerekli olan hazırlıktır. Yoklama her gün öğrencilerin güvenliğini sağlayıp davranışlarını düzenlemekte, bir araya gelmelerini sağlamakta ve okulun bu tuhaf ve yabancı ortamına girmelerini mümkün kılmaktadır.

 

"Çayı servis ederdim ve sessiz bir şekilde tadına bakardık. Sabah saatlerinde hiçbir zaman birlikte çay içmezdik; ritüelimizin içerdiği kurallara bu şekilde ara vermenin ilginç bir tadı vardı.

"Çok hoş," diye fısıldadı Manuela. Evet, çok hoş, çünkü akıp giden olaylar içerisinde bu mola ile kutsanmış iki kişilik servisin keyfini çıkarıyoruz. Bu ritüel öğle sonrası ve akşam saatlerine bir anlam ve tutarlılık katmakta, bu sayede gerçeklik kazanmakta idi fakat bu sabah bu bozuldu ve tüm gücünü kaybetti. Üstelik sıra dışı özellikteki bu sabah, bizim için harika, paha biçilemez bir hediye oldu; koku alma, tatma, bekleme, tekrar servis yapma, yudumlama gibi mekanik hareketlerimiz yeni bir ritim kazandı. “

                                                  Muriel Barbery, 2006, The elegance of the hedgehog (Kirpinin zarafeti), Gallimard

 

Diğer yandan bir çocuğun devam ettiği ilk okul olan çocuk yuvasının farkı, mekânda gerçekleştirilen eylemlerin ve ritüel haline gelmiş aktivitelerin törensel bir boyutu olmasıdır. Bu eylem ve aktiviteler, sosyo-eğitimsel bir kaynaştırma (entegrasyon) için uygun şartları yaratmaktadır. Fakat bu törenler ve çocukların yaşadığı yeniliklerin daha güçlü anlamlar taşıyacağına ve okul eğitiminin diğer aşamalarında da (ön lisans eğitimi, lise eğitimi, üniversite eğitimi vb.) yer bulacağına inanıyoruz.

"Bir ritüele katılmak, bir topluma entegre olmak ile aynı anlamı taşımaktadır zira bu katılımdan kaçmak anlamsız olacaktır" (Leneveu, 2013).

 

 

2. Öğretim Konusu:

 

Çocuk yuvasında gerçekleştirilen sabah ritüeli, eğitim kapsamında “yerleşik” bir mesleki uygulamadır ve çocuk yuvası öğretmenliğinin özü ile ilişkilidir. Bu ritüel ortak ve güvenli işlemler için bir çerçeve teşkil etmektedir. Oluşturulan çerçeve çocuk ve öğrenci arasında bir geçiş alanını simgelemektedir ki bu alanda bilgi, beceri ve uygulama yolları ortaya koyulurken küçük yaştaki çocukların erken dönem duygusal, sosyal ve bilişsel entegrasyonu için koşullar oluşturulmakta, bunu yaparken çocukların gelişimi de dikkate alınmaktadır.

 

Anaokulunda çocuklara öğretilecek olan hususlar disiplin amaçlı ya da sistemli olamaz.

 

Anaokulu özel bir okuldur: küçük yaştaki çocukları kabul eder, devam edilen ilk okuldur ve zorunlu değildir6 . Taşıdığı bu son özellik, her şeyden önce eğitim amacı taşıyan bir okul olması gerektiğine işaret etmektedir. Bu yüzden küçük çocukların eğitiminden bahsederken, bu formülün esasında çocukların eğitimine (Elisabeth Bautier’nin ifadesiyle çocukların okul sosyalleşmesi’ne)7  karşılık gelip gelmediğini net olarak belirlemek şüphesiz önemli olacaktır. Dahası hem bir okul olduğu hem de zorunlu olmadığı için anaokulunun yeri belirsiz değil midir?

 

Bir okul olduğu için, öğretmenlerin -muhakkak anne-babaların da- temel mantığının merkezinde öğretim yer alacaktır. Bundan dolayı, okulun esas rolü olan öğrenmenin gerçekleştirilmesi için disiplin içeriğinin ve öğrenme ilişkisi oluşumunun birbirine karıştırılması dikkate alınabilir. Bu karışımın gerçekleşmesi, öğretim uygulamalarında gerilim yaşanmasına neden olacaktır. Ritüellerin didaktik olmakla suçlandığı ya da altında yatan amaçlar bile sorgulanmaksızın yalnızca içerik açısından tanımlandıkları zaman bu belirsizliği görmekteyiz: kişinin sınıftaki yerini sağlamlaştıracak bir çerçeve oluşturmak, teknik ve sosyal becerilerin okul ortamında anlam kazandığı ortak bir kültürde herkesin yer sahibi olmasını sağlayacaktır.

 

Bu yüzden sabah ritüeli aynı zamanda "orta düzeyde bir tecrübe alanı8olarak da görülebilir. Tıpkı anaokulunun, nesne ve okul uygulamalarının anlam kazanmaları için gerçek ortamlarda kullanılıp gerçekleştirildiği bir uzay-zaman olması gibi.

 

Nihayetinde, amacı "okulda öğrenmek için okulu öğretmek" (Bautier, 2006), öğrenci olma sürecinde çocuğa eşlik etmek, okulun ne olduğunu ve nasıl işlediğini anlaması için çocuğa rehberlik etmek olan bu okul sosyalleşmesi, sabah ritüelinin özel bir role sahip olduğu bir okul biçimine alternatif olmaz mı? Bu okul sosyalleşmesine katılmak gibi, "[...] öğrenme ve bilgi nesnelerinin sınıftaki koşullarını belirleyen çerçeve de bu esnada sağlamlaştırılırken9 .

 

Bu durum, çocuk yuvası öğretmenliğinin özü ile ilişkilidir ve bize göre bu öğretmenliğin kaynaştırıcı işlevi, bu okulun özel bir risk taşımasına neden olmaktadır: öğrenciyi okul kültürüne dâhil etmek. Bu mesleki uygulama, anaokuluna has olan ve kaynaştırma amacı taşıyan çeşitli sabit nitelikler ve ortak beden hareketleri ile bağlantılıdır. Bazı durumlarda bu hareketlerin gerekli ve doğal olarak gerçekleştirileceği ve bunu sağlayacak unsurun da kişisel ve mesleki etkilerle davranışları yeniden şekillendirecek bir kişinin olduğu gerçeği halen geçerlidir.

 

Doğal olanların yanı sıra yapay nesneler de kullanarak görev vermek öğretmenin işinin bir parçasıdır. Fakat gerçek profesyonellik aynı zamanda öğrenim-öğretim durumunun dinamikleri içerisinde bir dizi karar alma, düzenleme yapma ve uyum getirmeye de dayalıdır. Ders “işlemek", mesleki nitelik taşıyan beden hareketlerini gerçekleştirirken aynı zamanda bilgi ve beceri kazanımında sınıfın uyumu ve tutarlılığını da temin etmek anlamına gelir10 . Bunun yanında, sınıfın kazanımlardaki uyum ve birliğini temin etmek tüm öğretmenlerin sürekli taşıdığı bir endişe ise, anaokulu öğretmenlerinin erken çocukluk dönemi gelişimi ve öğrenimi arasındaki dengeyi sağlaması mutlaka ve özellikle gereklidir.

 

Öğretmenin mesleki yetkinliğini kendi tarzında ortaya koyacağı nokta da işte bu uyumdur. Bu uyum da çocuğun sosyal öğretim kültürü ve uygulamalarına giriş yapmasını “sağlamak” amacıyla adım adım bağımsızlaştırarak öğrenmeyi (‘scaffold learning’) gerçekleştirmeye dair örgütsel bir odak noktası ile küçük yaştaki çocukların her birinin gelişimi ve bireyselliğini dikkate alma arasında bir bakış açısıyla şekillenecektir.

 

 

3. Öğretim Konusu:

 

Ritüellerin olağan uygulamasında, özellikle de sabah toplantısı ile ilgili olan ritüellerde, anaokulu öğretmeninin mesleki nitelik taşıyan hareketleri incelikli ve muhtemelen erken çocukluk dönemi gelişimi ile öğrenme hedefi arasında uyum sağlamaya odaklı mesleki beceriye işaret eder; bu beceri ile her bir çocuğun bireyselliğinin farkında olunması ve bunun dikkate alınması, öğretimin etkili olacağını garanti etmektedir.

 

Küçük yaştaki çocukların öğrenme ortamlarının karmaşık dünyası ile tanışmalarına resmen giriş yapmalarını sağlamak, anaokulunun kendine has bir özelliğidir (Soulé, 2014). Buradaki en belirgin husus, çocukların bu yeni, tuhaf ve yabancı dünyaya kaynaşmaları ve okulda öğrenmek için okulu anlamalarına yardımcı olunması amacıyla uygun koşulların yaratılacağı eğitim seviyesinin olmasıdır. Kaynaştırmaya dair bu amaç, sabah ritüeli uygulanırken törensel bir biçimde ortaya konmaktadır. Bu süre zarfında erken dönem çocukluk gelişimi ve okulda gerçekleştirilen bu öğrenme arasında uyum sağlanmasına dair endişe, öğretmenin mesleki davranışları ile ifade edilmektedir. Bu özel uyumun sağlanması gereklidir. Erken çocukluk dönemi gelişiminin aşamaları hakkında bilgi sahibi olmak da aynı derecede önemlidir.

 

Psiko-motor hususlarda öğrenim görmüş olan bir eğitim uzmanını gözlemledik ve küçük yaştaki çocuklar ile ilgili oldukça fazla bilgiye sahip olduğuna şahit olduk. Şüphesiz ki yaptığı bu ilk mesleği, kendisinin sahip olduğu profesyonel becerinin, yani aynı anda hem sınıfı hem de bireyleri dinleyip dikkate alma becerisinin gelişmesine katkı sağlamaktaydı.

 

Durumu ve durumun geçirdiği değişimi nasıl algıladığına bağlı olarak yardım etme, tekrar odaklanma ve grubun dikkatini sürdürme gibi farklı mesleki konumlar arasında bocalama yaşayabilirdi. Muhtemelen sınıfın boyutu, ritmi, görevlerin sürekliliği ve ritüellerin senaryosundan etkilenen küçük yaştaki öğrencilerin, kendilerine verilen destekteki bu değişimin ve öğretmenden nasıl beklentileri olduğunun az çok farkında oldukları kesindi. Gözlemlenen oturum boyunca, incelenen beden hareketleri değişiklik gösterecekti. Bu değişiklik duruş, okula dair hareketler, yansımalı hareketler, oyun amaçlı ve yaratıcı hareketler ve11 ritüellerin gerçekleştirilmesiyle ilgili çocuklara genel olarak “bu şekilde yapın” denilerek öğretilen ilk okul pozisyonları ile küçük yaştaki çocukların genel gelişimini desteklemek için şart olduğunu düşündüğümüz hareketler arasında görülecektir. Özellikle de mesleğin gereğini yerine getirmekte zorlanan ve eğitimci olarak eşlik ettiğimiz yeni nesil öğretmenlerde şunu görmekteyiz: bu uyumun sağlanması daha çok erken çocukluk döneminin temsil edilmesine, öğretmenin kendi öğrenciliğinden gelen kişisel anılarına, gelişim kıstasları ile ilgili sahip olunan gerçek bilgilere ve anaokulunun sağlaması gereken öğrenmeye bağlıdır.

 

Peki bu yüzden, gelişim ve öğrenme arasındaki dengenin sağlanması amacıyla belirli mesleki hususların kazanılması için anaokulu öğretmenlerine verilen ilk eğitime bu öğrenme konularının dâhil edilmesi yanlış mıdır?

 

 

İlk eğitim ve hizmet içi eğitime dair öneriler

 

Öğrencilerin sabah toplanma ritüeline odaklı olarak anaokulunda gerçekleştirilen ritüeller üzerine yaptığımız araştırma, devam edilen bu ilk okul bağlamında öğretmenlik mesleğini net bir şekilde görmemizi sağlamıştır. Bu nedenle, aşağıdaki yolları izleyerek çok küçük yaştaki çocuklara eğitim vermenin belirli özelliklerini anlamak ve bu bilgiyi başlangıçta ya da sürekli eğitim aracı olarak kullanmak son derece önemlidir:

 

- Fransa’daki anaokullarının geçmişte taşıdığı ve günümüzde sahip olduğu belirli özelliklerin neden olduğu muğlak noktaların dikkate alındığı bir eğitim: küçük yaştaki çocukları kabul etmek, devam edilen ilk okul olmak ve okul niteliğinde olup zorunlu olmamak.

 

- Küçük yaştaki çocukların duygusal, sosyal, duyusal, motor ve bilişsel gelişimlerindeki ihtiyaç ve kıstasları açıkça belirleyen, bu sayede bu gelişimi dikkate alıp destekleyen bir eğitim.

 

- Devam edilen bu ilk okulun risklerini ve eğitim biçimini üstlenen ve özelliklerini belirleyen bir eğitim: öğrenme ve öğretmeyi dil ile sağlayan gerçek aktiviteler açısından (hem öğretmenin hem de öğrencinin bakış açısına göre) değerlendirmek; bunu yaparken görevin üstünlüğünden ve yalnızca bitirmiş olmak için görevi yapma düşüncesinden ayrılmak, ‘öğrenmeyi öğrenmek’ ve araştırmaları ilerletmek için öğrenme stratejileri geliştirmek, mümkün olduğunca gerçeğe yakın ortamlarda deneyler yapmak, deneme ve hata yapma aşamalarına özen göstermek, tekrarlara dayalı olarak hareket etmek.

 

- Anaokuluna özel, ilkokulun disiplin içeriğine de paralel bir öğrenme alanı düşüncesini açıkça ortaya koyan bir eğitim.

 

- Anaokulundaki okul uygulamalarının zorluklarını ve bu uygulamaların amaçlarını açıklayan eğitim. Bunun nedeni, uygulamaları gözlemlemenin amacının “benzer şekilde uygulama yapmak” olmamasıdır. Bu uygulamaların anlamının görülebilmesi ve bu anlamın da açıkça belirtilen amaçlar tarafından şekillendirilmesi yaşamsal bir önem taşımaktadır. Aksi takdirde bu uygulamaları belirli bir anlama sahip fakat boş bir rutin olarak görmemiz tehlikesi bulunmaktadır.

 

- Kişinin kendisine yansıttığı ve farklı eylem şekilleri ile karşılaşmanın getirdiği ayna etkisini güçlendiren, hem yapılan analizlere hem de bağlam içerisindeki olağan, profesyonel eylemlere katkıda bulunan beden hareketleri geliştiren eğitim (kendinle karşılaşma ancak aynı zamanda başka kişilerle de karşılaşma). Dolayısıyla bu eğitim, kendi türünü ve profesyonel tarzını değiştiren bir eğitim olacaktır zira eğitimin amacı yalnızca ne yapılacağını bilmek ve gözlem yapmak değildir, fakat bunların da yapılması gereklidir. Ortak sabitlerle ilişkili bir profesyonel uygulama türüne dayalı hareket etmek gerekiyor ise öğretmenin eylemleri düzenlenmeli ve yapılandırılmalıdır. Bu sayede öğretmen bir dayanak noktası bulabilecek ve herkesin kendine has bir biçimde benimsediği profesyonel hareketleri farklı bakış açılarından, örneğin profesyonel gelişimin bir kaynağı olarak inceleyebilecektir. Eğitimin bu yansıtıcı özelliğinin yalnızca anaokullarında görülmediği kesindir. Ancak bu özelliğin getirdiği sorunlar açısından düşünüldüğünde gelecekte yalnızca bu kurumlarda görülür hale gelecektir.

 

Anaokulunun nasıl ve özellikle de hangi konuları öğrettiği, küçük yaştaki çocukların nasıl öğrenme gerçekleştirdiği hususlarının sorgulanması, anaokulu öğretmenlerinin mesleki anlamda gelişmesini sağlayacaktır.

Burada kısaca belirttiğimiz görüşlerimize, öğretmenlerin mesleki eğitimine dair şu noktaya değinmeden son vermek istemiyoruz: bize göre mesleki eğitim, uygulamanın bağlamına göre hem detaylı olarak belirlenmiş hem de çeşitlilik içeren bileşenlere sahip olmalı ve hiçbir durumda bu bileşenler kategorize edilmemelidir. Böylece her bir öğretmenin tüm eylemleri öncesine ve sonrasına bakılarak değerlendirilebilecektir.

 

                 Sonuç

 

Bu yazıda birbirini tamamlayan üç farklı bakış açısından yararlanarak anaokulundaki ritüellere, özellikle de sabah toplanmasına kaçınılmaz biçimde ayrılan zaman üzerine bir okuma yapmaya ve bunları anlamaya çalıştık.

 

Öğretmen olarak sahip olduğumuz bakış açısı bizi, anaokulunun özel bir uygulama ortamı olduğu, bu ortamın küçük yaştaki çocukların okulu öğrendiği ve okul uygulamalarının temposuna yavaş yavaş alıştığı bir yer olduğu düşüncesine götürdü. Anaokulu evden okula yapılan geçişe eşlik etmekte ve okul sosyalleşmesine katkıda bulunmaktadır.

Eğitimci olarak görüşümüz şu inancı güçlendirmiştir: öğretmenlere verilen ilk düzeydeki eğitimin özel bir dersi de içermesi gerekmektedir. Bu modülde küçük yaştaki çocukların ihtiyaçları ve gelişimi üzerine hem sosyal hem de öğrenme konularını içeren zorunlu bir eğitim yer almalıdır. Diğer yandan, devam etmekte olan bu eğitim öğretmenlerin mesleki davranışlarından giderek daha fazla etkilenecek ve üç tipik soru ile bu eğitim sorgulanacaktır: Ne? Neden? Nasıl? ‘Ne’ sorusu esas olarak, anaokulunda öğrenim konusunu içeren odak noktası ile ilgilidir. ‘Neden’ sorusu, açıkça ifade edilen ve bilinçli olarak belirlenen amaçlar ile ilgilidir. ‘Nasıl’ sorusu, kısmen önceden düşünülen ve güncellenen mesleki davranışlar ile ilgilidir.

Araştırmacı olarak düşüncemiz bizi çoklu gündem, uygulamanın derinliğini kavrama, geleneklerin ötesine geçme ve uygulama tarzını takdir etme gibi kuramsal modellere yönelmeye sevk etti. Peki, bu tarz arayışı içerisinde profesyonel gelişimin de kendi kaynağı ile birlikte yer alması kesinlikle doğru değil midir?

 Araştırmamızın bir parçası olarak, öğretmen ve öğrenciler arasında bir sabah ritüeli esnasında gözlemlediğimiz iki taraflı uyumun dinamiklerini de inceledik. Dolayısıyla öğretmen tarafından ritüel esnasında uygulanan “adım adım bağımsızlaştırarak öğrenim sağlama duruşu”12 analiz edilerek, bu duruşların çocukların “beden hareketleri üzerine çalışmalar” (neler yaparlar, görevlere nasıl dâhil olurlar) ile ortak noktalarına bakılarak burada öğretmenin “eşlik etme duruşu”13 ve çocukların yansıtıcı duruşu arasındaki ilişkiyi ortaya koymamız mümkün olmuştur. Diğer bir ifadeyle, öğretmen eşlik ettiği zaman çocuklar da görevlere katılmakta, eylem gerçekleştirmekte ve anlamaya çalışmaktadırlar ...

 

Okulda ve özellikle de anaokulunda bu ritüel, gerçek nitelikte amaçlara dayalı pedagojik bir yaklaşımdır. Çocuğun duyuşsal özellikte bir güvenliğin içine yerleştirilmesi, onun eylemler gerçekleştirmesi, konuşmasının sağlaması ve kendi hareketlerini geliştirebilmesi amacıyla hayata geçirilmektedir. Bu durum öğretmenin gerçek bir profesyonellik göstermesini ve eylemlerini ortama uygun hale getirmek için belirli bir kapasiteye sahip olmasını gerekli kılmaktadır. Bu sayede çocuklar öğretmenin olmalarını istediği yerde değil, kendi oldukları yerde bulunacaklardır.

 

Ritüel haline gelmiş olan sabah toplanması, her bir öğrencinin bireyselliğine yer vererek sınıfın tekrar şekillendirilmesini sağlayacak, eğitimine yeni başlayan küçük bir çocuğa pek çok açıdan tuhaf görünebilecek bir bağlam içerisinde işlevsel referans noktaları bulmayı mümkün kılacaktır. Eğer ritüellerin belirlenen çerçevesinin özerklik yaratma açısından çelişkili olduğu düşünülüyorsa, şu nokta unutulmamalıdır ki sınırlamaların düzeltilmesi, çeşitli kıstasların oluşturulması için gereken şartların oluşturulması anlamına da gelmektedir. Bu şartların oluşması sayesinde özerklik nihai olarak yaratılabilecektir. Çocuğun niteliklerini yeniden güvence altına alan, değişmez bir işlevsellik ile kaydedilen ilerlemeye uyum sağlamayı zorunlu hale getiren yenilikler arasında bir uzlaşmanın sağlanması gereklidir. Ritüeller hem devamlılık gösterip hem de zaman zaman kırılma yaşamalı, hem düzenli hem de değişen nitelikte olmalıdır. Böylece, bir anlam taşımayan rutinler haline gelmelerinin önüne geçilecektir. Bu şekilde anlamsızlaşmaları halinde bir hissizlik (apati) ortamı oluşacak, çocuklarda heves, katılım ve bağlılık eksikliği görülecektir.

 

 

Christine Chesa

Hérault, (Montpellier Akademisi, Fransa) bünyesinde yer alan eğitim danışmanlarıdır.

 

Geneviève Coli

Hérault, (Montpellier Akademisi, Fransa) bünyesinde yer alan eğitim danışmanlarıdır.

 

1 Christine Chesa, Geneviève Coli. Research paper submitted in June 2014 under the direction of Yves Soulé, University of Montpellier II. <back

 

2 Bouysse, V. Claus P. and Szymankiewicz, C. (2011). L’école maternelle. Rapport à monsieur le ministre de l’éducation nationale, de la  jeunesse et de la vie associative <back

 

3 "Olağan" ile kast ettiğimiz, öğretmenin uygulamalarının

araştırmacının talimatlarına bağlı olmadığıdır. <back

 

4 Teknoloji Araştırma Ekibi. <back

 

5 “Çok gündemli” ifadesi, öğretmenin çalışmalarını tüm karmaşıklığı ile anlayabilmek için kullanılan bir araca karşılık gelmektedir. Öğrenciyi adım adım bağımsızlaştırarak öğrenme sağlama yönteminde yer alan, öğretmenlik mesleğinin merkezindeki duruşların daha detaylı bir modeli olarak öğretim duruşları ve öğrenci duruşlarına dayanılarak geliştirilmiştir. Çoklu gündem, öğretmenlerin "yapmak zorunda olduklarına” göre şekillendirilmiş bir dizi gereklilikten oluşmaktadır http://neo.ens-lyon.fr/neo/formation/analyse/le-multi-agenda <back

 

6 Fransa’da altı yaşından itibaren eğitim zorunludur. <back

 

7 Bautier, E. (2006). Apprendre à l’école, apprendre l’école. Des risques de construction d’inégalités dès l’école maternelle, Lyon: Chronique sociale. <back

 

8 Winnicott, D. (1975). Jeu et réalité, L’espace potentiel. Paris: Gallimard. <back

 

9 Passerieux, C. 2002. École maternelle : La socialisation, un préalable ou une construction scolaire ?Dialogue, n°108 « Des idées qui ont la vie rude » GFEN. <back

 

10 Amigues, R., Faïta, D. & Saujat, F. (2004). Travail enseignant et apprentissages scolaires. In E. Gentaz &Ph. Dessus (Eds). Comprendre les apprentissages: Psychologie cognitive et éducation. Paris: Dunod. <back

 

11 Cf. Bucheton, D. & Soulé, Y. (2009b). Les gestes professionnels et le jeu des postures de l’enseignant dans la classe : un multi-agenda de préoccupations enchâssées. Education & Didactique. Volume 3 n°3, 29-48. <back

 

12 "Öğrencilerin adım adım bağımsızlaştırılarak öğrenmelerinin sağlanması kapsamındaki duruşlar", LIRDEF Montpellier (Didaktik, Eğitim ve Öğretim Üzerine Çok Disiplinli Araştırma Laboratuvarı) tarafından yapılan bir çalışmada vurgulanmıştır. LIRDEF, çeşitli biçimlerin yardımıyla hareket edilebileceğini ifade etmektedir. Bu biçimler, öğrencilerin öğrenmesini sağlamak amacıyla öğretmen tarafından kullanılabilecektir. Bahsi geçen çalışmada vurgulanan beş tür duruş vardır: eşlik, kontrol, serbest bırakma, öğretme ve sözde “büyücü” duruşları. Cf. Bucheton, D. & Soulé, Y. (2009b). Les gestes professionnels et le jeu des postures de l’enseignant dans la classe : un multi-agenda de préoccupations enchâssées. Education & Didactique. Volume 3 n°3, 29-48. En ligne : https://educationdidactique.revues.org/543 <back

 

13 Eşlik duruşu: öğretmen tek seferlik bir yan destek sunar (görevin ilerleyişine ve aşılması gereken engellere bağlı olarak kısmen bireysel, kısmen ortak bir destek). Öğretmen özellikle öğrencinin bulunduğu yeri düşünmeyecek, bunun yerine öğrencinin keşifte bulunabilmesi için zaman yaratacaktır. Öğretmen esas olarak, uygun yerde müdahalede bulunacak bir gözlemci konumundadır. <back